Burdasınız : Anasayfa > H > Hukuk Nedir

Hukuk Nedir


Sponsorlu Baglantilar



Yaziyla ilgili Resimler

$yazibasligitd
Hukuk Nedir
Ekleyen : admin Okunma : 14026
Ekl.: 08-10-2014 Gün.: 08-10-2014

Bu Yazıda Neler Var

  • Hukuk Nedir
  • Hukuk Kelime Anlamı
  • Teknik Anlamı
  • Hukuk Kuralları ve Özellikleri
  • Yaptırım (Müeyyide)
  • Hukukun Dayanağı
  • Hukukun Toplumdaki Fonksiyonları
  • 1. Düzen Fonksiyonu
  • 2. Pratik Yarar
  • 3. Adalet
  • Geçmişten Günümüze Hukuk
  • Türk Hukuk Tarihi
  • Hukukun Kaynakları
  • 1. Hukukun Şekli Kaynakları
  • A. Yazılı Kaynaklar
  • 1. Kanunlar
  • 2. Kanun Hükmünde Kararnameler
  • 3. Tüzükler
  • 4. Yönetmelikler
  • B- Yazısız Kaynaklar (Örf ve Adet Hukuku)
  • 1. Unsurları
  • a- Maddi Unsur :
  • b- Manevi Unsur :
  • c- Hukuki Unsur :
  • 2-Türleri
  • a- Genel Örf ve Adet Hukuku
  • b- Özel Örf ve Adet Hukuk
  • C.Yardımcı Kaynaklar
  • 1. Bilimsel Görüşler
  • 2.Yargısal Kararlar
  • Hukuk Sistemleri
  • Roma hukuku
  • Ortak hukuk
  • İslam hukuku
  • Sosyalist Hukuk
  • Devletler hukuku
  • İlgili Yazılar

  • Ilgili yazi bulunamadi..
  • En Son Eklenenler

    08 | Yakıt Yakıt
    Hukuk (Özet) : Hukuk, her şeyden önce bir düzen demektir. Fakat hukukun öngördüğü düzen, fiilen gerçekleşen bir düzen değildir. Hukuk, toplum içinde insanların gerçekten nasıl davrandıklarını değil, nasıl davranmaları gerektiğini gösterir. Hukuk, kendisine uyulmak ve uygulanmak için vardır. Adalet değeri dolayısıyla, insanlar arası ilişkileri bir düzene koymak, toplumsal yaşamın gerçekleşmesini sağlamak ister. İnsanlara, “Bana uy; Beni gerçekleştir” buyruğu ile seslenir.

    Hukuk düzeni, doğduğu andan itibaren bireyin karşısına kabul edilmesi ve uyulması gereken, kesinlikle doğru kurallar olarak çıkar. İnsan, özgür bir varlıktır ve iradesini hukukun buyrukları doğrultusunda kullanabileceği gibi, onlara aykırı bir yönde de kullanabilir. Bu nedenle toplum içinde insanların tutum ve davranışlarının hukuk kurallarına uymaması, her zaman mümkündür.

    “İşte hukuk, insan davranışlarını değerlendiren, çıkar çatışmalarına çözüm getiren kurallardan, normlardan meydana gelen bir sistem, bir bütündür.”

    İnsan-insan, insan-doğa ilişkilerinin insanlığın ortak çıkarı ve huzuru için evrensel ilkelerle güvence altına alınmasıdır. Hukuk, insanlık seviyesi için göstergedir. Hukukun temeli, kaynağı üzerine birçok fikir ortaya atılmıştır. Bunlar kaynağı: tanrı, sınıf çıkarları, toplum sözleşmesi, doğa ve insanlar olarak belirten görüşlerdir.

    Hukuk Nedir


    Hukuk, toplumun genel menfaatini veya fertlerin ve toplumun ortak iyiliğini sağlamak maksadıyla konulan ve kamu gücüyle desteklenen kaide, hak ve kanunların bütünüdür. Daha yaygın bir tanımıyla hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.

    Hukuk Kelime Anlamı


    Hukuk kelimesi Arapça "hak" kökünden gelir ve hak kelimesinin çoğulu olarak bilinmektedir (galat-ı meşhur). Arapçda "hak" kelimesinin çoğulu "ah'kak"tır. Türk Dil Kurumu'na göre hukuk kelimesi, "Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür". Bunun dışında hukukun "haklar" anlamı da vardır. Mecazi anlamda ise, ahbaplık, dostluk anlamında da kullanılır.

    Teknik Anlamı


    Hukuk dönemden döneme değiştiği için hala doyurucu bir tanım yapılamamıştır. Kant "Hukukçular hala hukukun tanımını aramaktadırlar" der. Günümüzde en çok kabul edilen tanımı ise:
    "Belirli bir zamanda belirli bir toplumdaki ilişkileri düzenleyen ve uyulması devlet zoruna (müeyyide) bağlanmış kurallar bütünüdür."

    Bilimsel bir disiplin olarak hukuk, kendi içinde temel olarak ikiye ayrılır. Genel olarak hukukun kişiler arası ilişkileri konu alan kısmına Özel Hukuk, kişiler ile devlet veya devleti oluşturan kurumlar arası ilişkileri düzenleyen kısmına ise Kamu Hukuku adı verilir. Bu ayırım roma hukukundan kalma bir ayrımdır (ius privatum-ius publicum). Medeni Hukuk, Ticaret Hukuku ve Devletler Özel Hukuku özel hukukun, buna karşılık Anayasa Hukuku, Ceza Hukuku ve İdare Hukuku kamu hukukunun başlıca alt dallarıdır.

    Hukuk Kuralları ve Özellikleri


    Hukuku diğer toplumu düzenleyici kurallar olan örf ve adetler, gelenekler ve dinlerden ayıran özellik devlet tarafından güvenceye alınmış ve cebri yaptırımlara sahip olmasıdır. Hukuk kuralları insan davranışlarını düzenler ve bulunduğu toplumun değer yargılarını taşır. Soyutluk ve genellik özelliği sayesinde benzer nitelikteki bütün durumlarda uygulanması sağlanır.

    Yaptırım (Müeyyide)


    Hukuk alanında yaptırım kamu gücü ile uygulanır. Hukuka uymayı zorlama, uymayanları cezalandırma ve uyulmadığı durumlardaki zararları en aza indirmek için kullanılır. Hukuk düzenini sağlamayı ve korumayı amaçlayan yaptırımlar gene hukuk düzeninin öngördüğü şekilde yerine getirilir.
    Maddi ve manevi yaptırımlar olarak ikiye ayrılır. Maddi yaptırımlar hukuka aykırı durumlarda uygulanırken manevi yaptırımlar bu durumları engellemek için kullanılır.
    Ceza hukukunda ölüm, hapis ve para cezaları; anayasa hukukunda siyasetten men, parti kapatma; vergi hukukunda vergi ve kaçakçılık cezaları gibi değişik hukuk dallarında değişik yaptırımlar vardır.

    Hukukun Dayanağı


    Hukukun dayanağı ile ilgili çeşitli dönemlerde kuramlar üretilmiştir. Bunları sıralamamız gerekirse; bilinçi bir irade olarak gören kuramlar, irade dışı olarak gören kuramlar ve pozitivist kuramlar. Bu kuramların bazılar felsefik değil ortaya konduğu dönemin sorunlarını çözmek veya politik görüşleri hukuk biliminde dile getirme ihtiyacından ortaya çıkmıştır.
    İdesi ve ideali adalet olan hukuk, genel olarak şu şekilde tanımlanabilir: "Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal bir yaşama düzenidir." Bu tanımdan, hukukun üç ayrı fonksiyonu yerine getirdiğini görmekteyiz. Bu fonksiyonlar düzen, pratik yarar ve adalettir.

    Hukukun Toplumdaki Fonksiyonları


    1. Düzen Fonksiyonu


    Hukukun bu fonksiyonu ile anlatılmak istenen, hukukun toplumsal yaşamı düzenleyip insanların barış ve güvenlik içinde bir arada yaşamalarını sağlamaktır.

    2. Pratik Yarar


    (Sosyal İhtiyaçların Karşılanması) Hukukun pratik amacını, toplumsal gerçeklik belirler. Hukuk bu fonksiyonu ile toplum içinde yaşayan insanların, birbirleri ile kurmak zorunda oldukları ilişkilerini ve biyolojik, psikolojik bir varlık olarak insanın yapısından kaynaklanan ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Hukuk bu fonksiyonu ile doğum, evlenme, ölüm vb. önemli biyolojik olayları da çeşitli hükümlerle düzenler. Hiçbir hukuk düzeni yaşamın temel gerçeklerini görmezden gelemez. Hukuk düzeni, insanın doğal yapısına ve bundan ileri gelen ihtiyaçlarına uygun olmak zorundadır. Hukuk önemli ölçüde, ekonomik gerçeklere de bağlıdır; ekonomik ihtiyaçlara uymalı ve onları karşılamalıdır.

    3. Adalet


    Hukuk bu fonksiyonu ile belirli bir düzenleme altına aldığı sosyal ihtiyaçları, özü salt bir eşitlik düşüncesi olan adalet ölçüsüne vurarak gerçek kimliğini kazanır. Hukukun idesi ve ideali adalettir. En kısa tanımıyla adalet, “bir eşitlik düşüncesi”dir.
    “Adalet, nesnel (objektif) ve öznel (sübjektif) olmak üzere iki değişik anlamda kullanılır. Adalet aslında ahlâki bir kavramdır; Bu kapsamda, erdem, fazilet anlamında kişisel bir özelliği deyimler.

    Kişi her zaman haklı olana yönelir, herkese kendine düşeni vermek yolunda sürekli ve değişmez bir çaba gösterir. İşte bu tutum ve çabayı gösteren adalet, özne (süje) ile ilgili oluşundan ötürü öznel (sübjektif) adalet olarak nitelenir. Bir erdem olan öznel adaletin dışında ve ondan önce nesnel (objektif) bir adalet kavramı vardır. Nesnel adalet, kişinin bir özelliğini değil, kişilerin somut durumlarda gerçekleştireceği ilişki biçiminin bir özelliğini deyimler.

    İşte hukuk alanında hukuki değer olarak söz konusu olan adalet de, bu nesnel anlamda adalettir. Çünkü hukuk, insanlar arası ilişkileri biçimlendiren, onlara görünür ve algılanabilir bir düzen veren, bu amaca yönelen normlar bütünüdür.”

    Toplum içindeki davranış ve ilişkilerin değerlendirilmelerini içeren kurallar bütünü olarak hukuk, bu değerlendirmelerde adalet ölçüsünü kullandığı ve kullanmak durumunda bulunduğuna göre, adaletin böylece, hukukun da bir değerlendirilme ölçüsü olacağı doğaldır. Hukuk normlarında adalet acaba ne ölçüde yansıtılmıştır ? Mevcut hukuk ne denli adaletlidir ? İşte burada yasa üstü adalet kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu, tüm hukuk sistemine ve sistemlerine egemen bulunan, nesnel ve salt bir değer niteliğindeki adalettir. Hukuk bir toplum düzenini içerir. Hukukun varlık nedeni de adalettir; gerek mevcut düzeni korumak, gerekse onu değiştirmeyi meşrulaştırmak için her zaman adalete başvurulur. Nesnel ve yasa üstü adalet hukukta karşımıza kurulu hukuk düzenlerinin asli örneği, olması gereken hukuk anlamında hukuk idesi olarak çıkar. Bu niteliği ile adalet, mevcut hukuk düzenlerinin kendisine uygun olup olmadığı açısından bir değer ve değerlendirme ölçüsü olur. Yine bu özelliği ile adalet, aynı zamanda hukukun idealidir. Hukukun gerçekleştirmek amacını güttüğü şey adalettir.

    Birbirleri ile olumlu ve olumsuz karşılıklı ilişkilerde bulunan bu üç fonksiyon denge içinde olduklarında, adil bir hukuk düzeninin gerçekleşmesi sağlanır. Normal olarak tüm hukuk normları bu üç fonksiyonu da kapsar.

    Sonuç olarak hukuk, hem adaleti gerçekleştirecek, hem toplumsal yaşama uyacak, hem de bu toplumsal yaşamın barış içinde sürebilmesi için bir düzen görünümünü sağlamaya çalışacaktır.

    Geçmişten Günümüze Hukuk


    Hukuk sistemlerinde en çok aranan özellik,yasaların açık şekilde anlaşılır olması ve kesinlik göstermesidir.Özellikle yazının icat edilmesinden sonra bütün yasalar yazılı hale getirilmiştir.Yasal kurallar sistemli şekilde toplanmış,açıklık ve kesinlik kazanmış ve kolayca başvurulacak hale getirilmiştir.
    Bilinen en eski yasa derlemelerinden biri, Babil kralı Hammurabi’nin koyduğu yasalardır.300 kadar yasadan oluşan bu derleme,bugün de var olan alım satım,miras,iş sözleşmesi,evlenme,hırsızlık ve adam öldürme gibi sorunları ele almıştı.
    Değişik bir tür yasa da Musa’nın İsrail oğullarına Sina dağından getirdiği öne sürülen ve On Emir olarak bilinen yasalardır.Bunlar hemen hemen bütün dünyada hukukun biçimlenmesine kaynaklık eden ahlak ilkelerini içeriyordu.
    * Eski Yunanlılar yasalara insancıl nitelik vermeye çalışmışlardı.O dönemlerde toplumun ihtiyaçlarını karşılamayan birtakım kurallar vardı.Zira mevcut yasaların tanrılar tarafından konulduğunu,bunların değişmez olduğunu sanıyorlardı.Ama Solon,yasaları değiştirme gücünü elde edince toplumu yeniden örgütlemeyi sağlayan kurallar koydu.Adaletsiz olan borçları kaldırdı.Halkın ekonomik durumunu düzelten birçok reformlar getirdi.Ancak o dönemlerin sosyal şartları içinde hak ve görevler ile toplum üyelerinin birbiriyle çatışan çıkarlarını dengelemesi oldukça zordu.
    Romalılar her işte olduğu gibi hukuk alanında da pratik uygulamaları tercih etmişlerdi.Romalı yasa koyucuların başlıca düşüncesi,ülke yönetiminin etkinliği ve düzeniydi.M.Ö. 450 yılında bir çeşit yasa derlemesi olan Oniki Levha Yasası temeldir.Sonra geliştirilen ilavelerle M.S. altıncı yüzyılda son şeklini aldı.Böylece çağdaş hukukun da temelini oluşturdu.
    * A.B.D. Anayasası ‘Biz halk’diye başlar.Yeni kurulmuş olan ülkede yasal yetkinin krallardan veya başka yöneticilerden değil,kendi yurttaşlarından kaynaklandığını belirtir.
    1804 yılında Fransız yasaları derlenmiş ve ilk büyük medeni yasa özelliğini kazanmıştır.Bu derleme Fransız ve Roma hukukuna dayanıyordu.Kuzeyin geleneksel hukuku ile güney geleneklerinin bir uzlaşmasıydı.Devrim öncesi yasaları ile devrim sonrasının yenilikleri iç içedir.
    Çeşitli ülkelerin hukuki sistemleri farklı etkilerin izlerini taşır.Medeni hukuk büyük ölçüde Roma’dan kaynaklanır.Genel hukukta yargıçlar,yasa karşısında her insanın eşit olması ilkesini gözetirler.Benzer davalarda daha önce alınmış olan kararlar da göz önünde tutulur.
    * Çağdaş dünyada pekçok hukuk sistemi bulunmakla beraber çoğu ilke ve yöntemlerin kaynağı aynıdır.Bu nedenle belirli gruplarda toplanabilirler.En büyük iki grup vardır.Birincisi,büyük bölümü medeni hukuktan oluşan sistemlerdir.Diğeri ise genel hükümleri kapsar.
    Medeni hukuk sistemleri Roma hukukunun deney ve düşüncelerini temel alır.Genel hükümlere dayalı sistemler ise İngiliz hukukundan kaynaklanır.
    * Hepimiz yasalara uyulması gerektiğini biliriz.Aksi halde yaptırımların hiç te hoş olmayan yanları ile karşı karşıya kalırız.Para cezası,hapis ya da diğer kısıtlamalar hiçbirimizin arzu etmediği örneklerdir.Ancak hemen hemen hepimiz günlük yaşantımızı sürdürürken bu cezaların varlığını pek düşünmeyiz.Zira yasaların, istediğimiz yaşam biçimini koruduğunu peşinen kabul etmişizdir.Yasalara uymamızın başlıca nedenlerinden biri,yaptırımlardan kaçınma isteğidir.Bir başka neden de yasalara uymanın bir gelenek olmasıdır.
    * Yasal yetkinin kaynağı nedir?Jean-Jacques Rousseau,yasaların uygulanabilecek değerde olmaları için yurttaşlar tarafından özgürce kabul edilebilecek bir toplum sözleşmesi statüsüne sahip olması gerektiğine inanıyordu.John Austin ise yasaların yönetenden yönetilene verilen bir dizi buyruktan başka bir şey olmadığını savunmuştu.Friedrich von Savigny yasayı,bir ulusun ruhundan,çevreden ve tarihinden doğal olarak çıkan bir şey olarak tanımlamıştı.Gerçekten de her ülkenin yasal sistemi kendine özgü nitelikler gösterir.
    * Her ne kadar yasalar ülkeden ülkeye değişseler bile bazı temel kavramlar bütün hukuk sistemlerinde aynıdır.Bunların en önemlisi adalet kavramıdır.Bu kavram bireyin ihtiyaçları ile toplumun ihtiyaçları arasındaki sınırdır.Böyle bir sınırı bireyin çıkarları ile diğer bireylerin çıkarları arasında da düşünebiliriz.Daha bir genelleme yaparsak,adaletin, kamu hukuku ile özel hukuk arasındaki sınır olduğunu söyleyebiliriz.
    * Ancak adaletin sağlanmasında birçok problem ortaya çıkmıştır.Hem şu kişiye hem de bu kişiye uygulanan bir yasanın baskıcı özellik taşıdığı öne sürülür.Herhangi bir kişi için adaletli olan bir yasa,başka biri için adaletsiz olabilir.Ancak kabul etmek gerekir ki yasa koyucular toplumun her üyesi için ayrı ayrı yasa yapamazlar.Yasalar toplumun bütünü için yapılır.Bir çok hukuk sisteminde bu tür adaletsizlikleri giderecek çareler ortaya konulmuştur.Bazı toplumlarda yargıçlara yasaları her türlü özel durumu gözönünde tutarak uygulamaları için yetki verilmiştir.

    Günlük yaşantımızda bazı hallerde kuralların çiğnenmesi yasalarda yer alır.Örneğin itfaiye araçları ile ambülanslar ivedi durumlarda trafik kurallarına uymazlar.

    Türk Hukuk Tarihi


    Türk hukuk tarihinde başlıca dört dönemeç vardır: İslamiyet'ten öncesi, İslamiyet'ten sonrası, Tanzimat ve Cumhuriyet dönemleri.
    İslamiyet'ten önceki dönemde Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar'da kamu hukuku ile özel hukuk ayrımları vardı. Orhun Anıtları ve Kutadgu Bilig gibi kaynaklardan günümüze kadar bu konuda bazı bilgiler ulaşmıştır.
    İslam hukukunun adı fıkıh Fıkıh, dine, devlete ve özel yaşayışa ilişkin kuralları kap­sar
    Tanzimat'a kadar olan dönemde Osmanlı hukuk kuralları bugünkü kurallara benzemi­yordu. Örneğin, padişahın ve onun vekilleri­nin çeşitli kamusal konulardaki buyrukları hukuk kuralı sayılırdı. Padişah tüm siyasal ve hukuki güçleri elinde toplamıştı. Yasama (kanunnameler, fermanlar) ve yürütme yetki­leri ona aitti. Genel İslam ilkelerine aykırı olmamak koşuluyla hukuk yaratma yetkisine sahip olan padişahlar kamu hukuku kuralları koyabilirlerdi.
    Tanzimat dönemi, bugünkü hukuk sistemi­nin temellerini atması bakımından önemlidir. Tanzimat Fermanı ve onu tamamlayan Islahat Fermanı'nın ardından batı hukuku ülkeye girerken, İslam hukukunda da önemli düzen­lemeler yapıldı. Bunların ilki 1840 Ceza Ka-nunu'dur. 1868-76 arasında yapılan çalışma­lardan sonra İslam dünyasındaki ilk medeni kanun ve borçlar kanunu olan "Mecelle" hazırlanmıştır. Öbür hukuk alanlarında da birçok çalışmalar olmuş, 1876'da Kanun-ı Esasi adıyla ilk anayasa yürürlüğe girmiştir. Çağdaş hukuk devleti anlayışını benimsemenin ilk adımlan bu dönemde atılmıştır. II. Meşruti­yet (1908-18) de yeni ve laik kökenli yasaların çoğaldığı bir dönem olmuştur.
    Cumhuriyet dönemi Türk hukukunun baş­lıca iki özelliği vardır. Birincisi, dinsel kay­naklı hukukun kaldırılarak laik hukuka ve yasalara geçilmesidir. Bu değişme, din devle­tinden laik devlete geçişin de bir parçasıdır. İkincisi, yeni yasaların pek çoğunun batı ülkelerinden alınması ve Türkçe'ye aktarıl­masıdır. Böylece laik ve batı kökenli hukuk ve yasalar Türkiye Cumhuriyeti hukuk siste­minin temelini oluşturmuştur.
    SÖZLEŞME
    SUÇ
    ŞİRKET
    TAZMİNAT
    TELİF HAKKI
    VASİYET
    YARGIÇ


    Hukukun Kaynakları


    Hukuk kurallarının nasıl ve ne suretle meydana geldiklerini, nereden çıktık­larını ifade eden kaynaklara hukuku doğuran kaynaklar veya hukuku yaratan kaynaklar denir. Hukuk kurallarının dışa karşı hangi şekillerde göründüğünü gösteren kaynaklara ise, hukuku bildiren kaynaklar veya mahiyetlerine de uy­gun düşecek biçimde hukukun şekli kaynakları denilmektedir.

    1. Hukukun Şekli Kaynakları


    Hukukun şekli kaynakları denildiği zaman karşımıza yazılı kaynaklar, yazı­sız kaynaklar ve yardımcı kaynaklar olmak üzere başlıca üç kaynak çıkmaktadır.

    A. Yazılı Kaynaklar


    Yazılı hukuk kurallarını içeren kaynaklardır. Bu kaynaklarda yer alan yazılı hukuk kuralları yetkili bir merci tarafından konulmuşlardır. Yetkili bir merci tarafından konulmuş olan ve yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümüne birden “mevzu hukuk” (konulmuş hukuk) veya uygulamadaki deyimiyle mevzuat adı verilmektedir.
    Yazılı kaynaklar; kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yö­netmeliklerden oluşmaktadır.

    1. Kanunlar


    Hukukun yazılı kaynaklarının en başında kanunlar gelir. Kanun, Anayasa­nın yetkili kıldığı organ tarafından yazılı bir şekilde ve bu ad altında tespit edil­miş bulunan genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarından ibarettir.
    Meclise kanun teklif etmeye, Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Mec­lisi üyeleri yetkilidirler. Bakanlar Kurulunun (hükümetin) hazırlayarak Meclise sunduğu kanun projelerine kanun tasarısı veya kanun layihası denir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, yani milletvekillerinin sundukları projeye ise ka­nun teklifi denilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul olunan kanun­ları Cumhurbaşkanı onbeş gün içinde yayımlar. Cumhurbaşkanı yayımlanma­sını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere gösterdiği gerekçe­le birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Ancak, Cumhurbaşkanının bütçe kanunlarını geri gönderme yetkisi yoktur. Kanunlar, Başbakanlık tarafından çıkartılmakta olan Resmi Gazetede yayımlanır. Kanun­ların hangi tarihte yürürlüğe gireceği genellikle kendi metninin sonunda yer alan yürürlük maddesinde belirtilir. Kanun kendi metninde yürürlük tarihini gösterme mis bulunuyorsa, bu takdirde 1322 sayılı Kanun uyarınca, Resmi Gazete ile ya­yımını izleyen günden itibaren kırkbeş gün sonra yürürlüğe girer.
    Kanunlar, kural olarak yürürlüğe girdikten sonraki olaylara uygulanırlar. Başka bir deyimle kural, kanunların geçmişe etkili (makable şamil) olmaması, yani geriye yürümemesidir.
    Kanunların genel olması demek, kanunun belli bir kişi veya olayı değil, ay­nı durumda bulunan bütün kişileri ve aynı nitelikteki bütün olayları kapsaması demektir.
    Kanunların sürekli olması ise, kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten itiba­ren kapsamına giren kişi ve olaylara her zaman uygulanması demektir.
    Milletlerarası andlaşmalar da nitelikleri itibariyle kanun sayılırlar. Kanunla­rın Anayasaya aykırı hükümler içermemesi gerekir. Buna Anayasanın üstün­lüğü ilkesi denir.
    Kanunların Anayasaya uygunluğunun denetimi bakımından genellikle biri siyasal denetim diğeri ise yargısal denetim olmak üzere iki denetim türü sözko-nusu olabilir. Siyasal denetim, kanunların Anayasaya uygunluğunun siyasi bir organ, örneğin Meclis tarafından denetlenmesi yoludur. Yargısal denetim ise, bu kontrolün bağımsız bir yargı organı tarafından yapılmasını ifade eder.

    2. Kanun Hükmünde Kararnameler


    Kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir kanun­la yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır. Bunlar da tıpkı kanunlar gibi resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girerler. Kanun hükmünde kararname çıkar­ma yetkisi, ülkemizde ilk defa 1961 tarihli eski Anayasamızın 64′ncü maddesin­de 1971 yılında yapılan bir değişiklikle ortaya çıkmıştır. Osmanlı imparatorlu­ğunda “1876 Kanunu Esasisi” (Anayasası), Vekiller Hey’etine Muvakkat Kanun adıyla kararname çıkartarak geçici hükümler koyma yetkisi tanımıştı; fakat Cumhuriyet döneminde gerek 1924 tarihli Anayasamız (Teşkilatı Esasiye Ka­nunumuz) gerek 1961 tarihli T.C. Anayasası Bakanlar Kurulu’na böyle bir yetki tanımamışlardır. Yetki veren kanunda (yetki kanununda), çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacı, kapsamı ve ilkeleriyle bu yetkiyi kullanma sü­resinin ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağının gösterilmesi gerekir.
    Ancak, Anayasamızın 91′inci maddesinin ilk fıkrasında, sıkıyönetim ve ola­ğanüstü haller saklı kalmak üzere, temel haklar, kişi haklan ve ödevleri ile siya­si haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmektedir. Kanun hükmünde kararnameler yayımlandıkları gün “Türkiye Büyük Millet Meclisi”ne sunulurlar. Yayımlandıkları gün TBMM’ne sunulmayan kararnameler bu tarihte, TBMM tarafından reddedilen kararnameleri ise, red kararının yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkarlar.

    3. Tüzükler


    Tüzükler, herhangi bir kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştayın incelemesinden geçirtilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılırlar. Cumhur­başkanı tarafından imzalanırlar ve kanunlar gibi Resmi Gazete’de yayımlanır­lar. Tüzük çıkarma yetkisi Anayasamızca sadece Bakanlar Kuruluna tanınmış­tır. Tüzüklerin iptaline ilişkin davalara “Danıştay” bakar. Tüzüklere eskiden Ni­zamname denilirdi.

    4. Yönetmelikler


    Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını il­gilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkardıkları yazılı hukuk kurallarıdır. Yönetmeliklerin ka­nuna aykırı olduğu iddiası adalet mahkemelerinde ileri sürülebileceği gibi, yö­netmeliğin iptali için Danıştay’a da başvurulabilir. Yönetmeliklere eskiden Talimatname denilirdi.

    B- Yazısız Kaynaklar (Örf ve Adet Hukuku)


    Örf ve adet hukuku Angto-Ameri/can hukuk sisteminde yazılı hukuktan da­ha önemli bir hukuk kaynağı olduğu halde, bizim hukuk sistemimizde ancak ta­li (ikinci derecede) bir hukuk kaynağıdır. Hakim ilk defa yazılı kaynaklara baş­vurmak zorunda olduğu içindir ki, yazılı kaynaklara asli kaynaklar da denilmek­tedir. Örf ve adet hukuku, yetkili bir organ tarafından bilerek ve istenerek konul­muş olan kurallar değildir. Bunlar toplumda kendi kendilerine doğarlar. Herhan­gi bir adetin, bir geleneğin bir örf ve adet hukuku kuralı düzeyine ulaşabilmesi için, birtakım unsurları içermekte olması gerekir.

    1. Unsurları


    Alelade bir adetin, bir geleneğin örf ve adet hukuku kuralı olabilmesi için üç unsurun birarada bulunması gerekir.

    a- Maddi Unsur :


    Örf ve adet hukukunun maddi unsuru devamlılık veya tekrarlanmadır. O adetin, o geleneğin az çok uzunca bir süreden beri uygulanmakta olması, onun toplumda ilk defa kimin tarafından uygulanmış olduğunun bilinmemesi halinde mevcut sayılacaktır.

    b- Manevi Unsur :


    Örf ve adet hukukunun manevi unsuru genel inanıştır. Toplum vicdanında, bu davranış biçiminde bulunmak zorunluluğu hakkında genel bir inanç yer et­memişse, o adetin bir örf ve adet hukuku kuralı niteliğini kazanması mümkün değildir.

    c- Hukuki Unsur :


    Hukuki unsur maddi yaptırımdır. Uzun zamandan beri tekrarlanmakta olan ve kişilerin kendilerini uymaya mecbur ettikleri adetin aynı zamanda devlet gü­cüyle de desteklenmiş olması gerekir.

    2-Türleri


    a- Genel Örf ve Adet Hukuku


    Memleketin her yerinde bilinen ve uygulanmakta olan kurallardır. Bu tür örf ve adet hukuku kurallarıfıa örnek olarak ortakçılık ve yarıcılık gösterilebilir. Or­takçılık, inek, koyun, keçi, manda gibi semere (ürün) veren hayvanlarla ilgili bir örf ve adet hukuku kuralıdır. Yarıcılık ise, tarıma elverişli toprakla ilgili bir örf ve adet hukuku kuralıdır.

    b- Özel Örf ve Adet Hukuk


    Ülkenin belli bir yöresinde veya belli bir meslek grubuna dahil bulunan kim­seler arasında bilinen ve uygulanan kurallardır. Belli bir yörede geçerli olan örf ve adet hukuku kurallarına “mahalli örf ve adet hukuku” denilmektedir. Örneğin sadece Ege bölgesinde, özellikle izmir ve dolaylarında çok eskiden beri uygu­lanmakta olan paftos ve örfü belde bu nitelikteki örf ve adetlerdendir.
    Paftos, başkasına ait bir arazide bağ yetiştirme; örfü belde ise, başkasının arsasına bina yaptırma ile ilgilidir. Özel örf ve adet hukuku kurallarının bir kıs­mı ise, sadece belli bir meslek grubuna dahil bulunan kimseler arasında geçer­lidirler. Bunlara örnek olarak ticari örf ve adetler gösterilebilir. Ticari örf ve adet­ler, ticaret hukukunun tali kaynaklarındandır.

    C.Yardımcı Kaynaklar


    Yardımcı kaynaklardan biri bilimsel görüşler, diğeri ise yargısal kararlardır.

    1. Bilimsel Görüşler


    Bilimsel görüşler, genellikle tartışmalı olan hukuki konularda hukuk bilginle­rinin ileri sürmüş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir. Buna doktrin veya öğreti denilmektedir.

    2.Yargısal Kararlar


    Mahkemelerin vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesi ile il­gili olarak kabul edilmiş olan ilkeleri yansıtırlar, benzer bir sorunun çözümlen­mesinde yardımcı bir rol oynarlar. Mahkeme kararlarının, yani yargısal kararla­rın hakimleri bağlayıcı niteliği yoktur. Ancak uygulamada mahkemelerin yargı­sal kararlara ve özellikle Yargılayın kararlarına büyük ölçüde uymakta oldukları görülmektedir.
    Yargılayın daire kararlarının ve hatta genel kurul kararlarının hakimleri bağlayıcı niteliği olmamasına karşılık, “içtihadı birleştirme kararlan”nın bağlayı­cı niteliği vardır, içtihadı birleştirme kararları Yargıtayda “İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu” (Büyük Genel Kurul ve Küçük Genel Kurullar) tarafından verilir ve Resmi Gazetede yayımlanır. İçtihadı birleştirme yoluna, Yargılayın iki daire­sinin kararları veya bir dairesinin çeşitli tarihlerde verdiği kararlar arasında bir aykırılık bulunduğu yahut yerleşmiş bir içtihadın değiştirilmesine gerek duyul­duğu zamanlar başvurulur.

    Hukuk Sistemleri


    Hukuk biliminde biçim, öncelikler ve ilkeler doğrultusunda bazı sistemler ortaya çıkmıştır.

    Roma hukuku


    Kara Avrupası ülkelerinin yanında Türkiye'nin de uyguladığı sistemdir.Bu sistemde hukuk, yurttaşlar arasındaki ilişkileri düzenlemeyi öncelikli hale getirmiştir.Bu sebeple Medeni Hukuk diğer sistemlere göre çok daha ileri düzeydedir.Bu sistemlerde hukuk özel hukuk ve kamu hukuku olarak ikiye ayrılır.Hukuku yaratan yasa koyucular yapar. Continental-law da denir.

    Ortak hukuk


    Anglo-Amerikan ülkelerinde uygulanan sistemdir. XI. yüzyılda İngiltere'de gelişmiştir.Roma hukuk sistemi gibi hukuku bölümlere ayırmaz ayrıca hukuk yaratıcısı olarak yargıçları görürler. Fakat gelişme ve teknolojinin getirdiği yenilikler yüzünden ortaya çıkan eksiklikler çıkarılan yasalarala giderilmeye çalışılmıştır. Hukuk fakültelerinde Common-law adıyla anılır.

    İslam hukuku


    Dinsel ilkelere dayanır ve hukukun yaratıcısı olarak Kur'an görülür ayrıca çıkan bazı eksikliklerde Peygamberin sözleri ve davranışları (Sünnet) dikkate alınır. Kıyas (analoji) ve İcma (mahkeme içtihatları ve bilimadamlarının görüşleri) hukukun oluşumunda önemli paya sahiptir. Osmanlı İmparatorluğunda da uygulanan bu sistem 1926'da çıkarılan Medeni Kanun ile Türkiye'de son bulmuştur.

    Osmanlı imparatorluğunda uygulanan hukuk sistemi bir padişahın varlığından dolayı batıdaki gibi monarşik algılansa da şeyhulislamın bir padişahı görevden alabilme yetkisinin varlığı islam hukukunun ne derece de uygulandığını gösterir

    Günümüzde İslami kuralların uygulandığı ülkeler olmakla birlikte, hukuk olarak İslam Hukukunun uygulandığı bir ülke yoktur.

    İslam hukuku, içtihatlar ile en parlak zamanını yaşadıktan sonra bu (içtihat) kapının kapatılmasıyla pasifleşmiştir.

    Sosyalist Hukuk


    Rusya komünist devriminden sonra sosyalist ülkelerde uygulanan sistemdir.Daha çok ekonomik koşullara dayanır ve en önemli dayanağı mülkiyet hakkının kişilere değil topluma ait olmasıdır.Bireyler arasındaki özel hukuktan çok toplum çıkarları gözetilmiştir.Ayrıca Marksist ve Leninist düşünceye göre sosyalist hukuk geçici bir durumdur ve toplumu düzenlemek içindir ve toplum komünist düzene geçtiği zaman yaptırıma dayanan bir hukuk sistemine gerek kalmayacaktır.Komünizmin Avrupa'da çökmesinden sonra sosyalist hukuk sistemide olumsuz yönde etkilenmiştir.

    Devletler hukuku


    Birleşmiş Milletler bayrağı
    Devletleri birbirleri arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk dalıdır.Kaynağı temel hukuk ilkeleri, uluslararası andlaşmalar ve uluslararası yargı makamlarının verdikleri kararlardır.Realist anlayışa göre uluslararsı hukukun aktörleri devletlerdir.Ancak özellikle Avrupa insan Hakları Sözleşmesi ile devletler, vatandaşlarının da uluslararası mahkemelere başvurmasına izin vermişler ve bu mahkemelerin kararlarına uyacaklarını ilan etmişlerdir.

    özellikle ikinci dünya savaşından sonra kurulan birçok uluslararası örgüt kendi hukuklarını evrensel ilkeler doğrultusunda yapmakta ve uygulamaktadır.Bunun en somut örneği Birleşmiş Milletler'dir.


    En Cok Okunan Yazilar

    02 | Düzlem Düzlem
    07 | Paragraf Paragraf
    08 | Destan Destan
    
    ..:: Online Uyeler ::..
    
    Bi soru sor